We Are The Champions

Posted on Posted in Deneysel, Fenerbahçe Basketbol

Yıl 2012, yaz ayları… Fenerbahçemiz o dönem, Bogdan Tanjević’ten boşalan koltuğa koç arayışları yaptığı dönemdedir. Simone Pianigiani, iki kez F4 kariyeri olan -2009 ve 2011- Siena koçu, Panathinaikos’un ve Avrupa’nın en iyisi olan, bir sezon sonra Fenerbahçemizi Avrupa’nın en iyi takımlarından biri olma yolunda büyük adım atarak anlaştığımız Željko Obradović’ten boşalan koltuğu devralacak kişi olarak anılırken, Fenerbahçemizin başına geçer. Željko’nun eski öğrencileri Romain Sato ve Mike Batiste’in gelmesiyle, hatta Boston Celtics ile yaptığımız NBA Europe Live kapsamındaki maç sonrası bende basketbola yönelimler başlamıştı.

O sezon hayal kırıklığıyla sonlandı ve arayışlar Željko Obradović yönünde ilerlemeye başladı. Sanırım Fenerbahçemiz için bir rüyanın başlangıcıydı…

Gelelim Željko Obradović ile başlayan tarihimizin en iyi günlerine… İlk sezon top16’da elenmiştik. Sonraki sezon Obradović kalitesinin temellerinin atıldığı ve Euroleague’in en iyilerinden olacağımızı hissettirdiğimiz yıldı. 2015 Nisan ayıydı. Olympiacos’u yendiğimiz ve bir önceki sezonun şampiyonu Maccabi karşısında saha avantajını elde ettiğimiz maçı iyi hatırlıyorum.

Bir önceki sezonun şampiyonunu tabir-i caizse süpürmüştük ve Avrupa’nın en iyisine F4’te hakemlerin yardımlarıyla kaybettirilmiştik. Nasıl F4 MVP’si olduğuna anlam veremediğim Nocioni’nin Vesely’nin blok koymasına havada tekmeyle karşılık vermesine hakemlerin hiçbir tepki vermemesi hala aklımdaydı. Tecrübe güzel şeydi ve birkaç paragraf sonra tecrübenin intikamına şahitlik edeceksiniz…

2015-16 sezonuna en iyi ikinci takımda yer alan ve rakipleri üçlükleriyle bizleri sevindiren Andrew Goudelock ve en iyi ilk takımda seçilen ve normal sezon MVPsi Nemanja Bjelica’yı sevdiren bir yıl yaşamıştım, onlar ayrıldı. Ansızın.

Sıkıntı yoktu, Obradović’e sahiptik. Daha tecrübeli, en iyi gelişim gösteren genç oyuncu Bogdan Bogdanovic ve sizin tabirinizle NBA’e tutunamayanların da yer aldığı bir kadroyla daha güçlü bir şekilde geliyorduk, hatta bu kupayı daha önce Olympiakos ile almış olan Kostas Sloukas ve Pero Antic de aramıza katılmıştı.

Tüm grupları lider tamamlayarak, bir önceki sezonun hakemlerin şampiyonu Real Madrid’ini de süpürdük, hatta 22 sayı fark atmıştık üçüncü maçta. Neyse. Hatırlıyorum Kostas, Pero ve Bobby’nin geri getirdiği Baskonia maçını da, tecrübe bizi daha da birbirimize bağlıyordu.

Finaldeydik, biliyorsunuz. Haketmiştik. Ama gene kurbandık sanırım, daha önce hiç şampiyon olamadık ya. Tüm Avrupa “Željko! Kariyerindeki dokuzuncu kupayı bu sezon da alamayacaksın” diyordu. Sanıyorum. CSKA finalinde 22 sayıdan gelerek, uzatmalarda bir ribaund tecrübesi kadar yakın olduğumuz ve kaçırdığımız şampiyonluk bizlerde gözyaşıydı. CSKA içinse, Željko’ya karşı ’09, Berlin’deki F4’un rövanşı. Neredeyse kazanıyorduk…

Tüm sezon Ekpe Udoh’un “I’m sorry” tweetinde saklıydı. O derece üzgündük. O derece depresyondaydık ülke olarak.

Haydi biraz tarih yazalım…

Bu sezona Cumhurbaşkanlığı kupasını kazanarak girdik, küçük bir galibiyetten bahsetmiyorum. Hem de tüm sinirimizi lig finallerinde çıkardığımız Anadolu Efes karşısında.

Kadroyu korumayı başarmıştık, inanıyorduk çünkü bir gün en iyisi olacağımıza. Euroleague’e çok iyi başladık, Real Madrid ve CSKA’nın arkasında. Basit kayıplar da yaşamıştık arada. Hatta Bogdan’ın Barcelona maçında yaşadığı sakatlık sonrası içimizde bir burukluk yaşıyorduk. Üç hafta sonra gelir dedik, on üç hafta uzak kaldı bizlerden. Özledik. Olsundu, üç senedir bekliyorduk zaten başarıyı, onu da beklerdik. Yokluğunda James Nunnally ve Ekpe Udoh harikalar yaratıyordu.

Aralık ayındaki Olympiacos maçını hatırlıyorum da, hani şu son çeyrekte verdiğimiz. İyi gün taraftarı oluvermiştim o gün ben de. Yatıştı o sinir o gün bende. Her Fenerbahçe taraftarı gibi ben de şampiyon olacak takımın bunları kaybetmemesi gerektiği karamsarlığına kapılmıştım tabii ki, abartmış olsam da. Toparladık sonraları. Fakat neredeyse, sezonu sadece yedi maçta tam kadro oynayabildik. Çoğu zaman koca yürekli Ekpe’yle ayakta kalmaya çalıştık. Başardık da.

O sıralar Final Four’un Türkiye’de oynanması kesinleşmişti ve sonraları sanırım Şubat ve Mart ayı en formsuz zamanlarımızı yaşamıştık. O zamanlar düşünüyordum hayalci bir kafamla: “Real ile yarı finalde karşılaşır intikam alır, finalde de CSKA’ya unutamayacağı bir gün yaşatırız Türkiye’de” Üzücüydü ilk üçte bitiremeyip saha avantajını kaybetmek. Şöyle bir durum vardı ki, eminim çoğunun ilk dörde gireceğini bir kez de olsa düşündüğü Baskonia bile yedinci bitirivermişti. Kış aylarında bizi 34 sayı farkla yenen Baskonia’dan bahsediyorum.

’00 F4’u öncesi Maccabi eski koçu Oded Katash’ın motivasyon niteliğindeki konuşmanın bir benzeri olan “Koç, endişelenme. Kesinlikle kazanacağız.”…

Rahatladık sanki. Fakat “Mike Jamessiz bir Baskonia ne kadar korkutucu olabilir ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Öyleydi ve Mike James ansızın Nisan ayında saha avantajıyla ve Panathinakos formasını geçirmiş olarak oyun kuruyordu bize karşı.

Şimdi söyleyeceklerimi eminim “şampiyon olunca söylemesi kolay” diyerek yanıtlayacaksınız, biliyorum. Öyle değildi ama. Çevremdekilere bizim için en zoru Pana serisi olacak diyordum. İnanmayanlar da inanmış gibi yapıyorlardı. Gerçek şu ki hiçbir başarı kolay değildir, biliyorsunuz. Bu durum ’09 çeyrek finalinde Pana’yla beraber Željko’nun tabiriyle elemesi zor olan Barca’yı saf dışı bırakmak gibiydi.

Gelelim bir sonraki süpürme işlemine…

Büyük ihtimalle son sezonlarını yaşayan, şampiyonluk için bir sezon daha bizimle beraber olan, hatta sezonun en iyi beşinde yer alan Bogdan ve Ekpe’nin harikalar yarattığı Nisan ayı, Nikola Kalinić – Sergio Llull’u durdurarak açık saha savunması’nda, Ekpe Udoh’tan sonra galibiyette en büyük paya sahip olmuştur ve unutulmamalı ki Pana serisinden sonra durdurulamayan bir grafik çizmiş, bunu TBL’nde de devam ettirmesini umuyorum. Özellikle üçlükleriyle İsmail Şenol’un o naif sesi tarafından Nikolaa Kalin3 takma adıyla anılmıştır.- ve Jan Vesely’nin formunu tekrar kazanıp ivmeyi artırması, -geçen seneki performansının bir antitezi olarak- sanki bana tüm sezon boyunca eleştirilerime cevap verircesine “seni yanılttık dostum” demeleri hala bunları yazarken tebessüm oluşması için yeterli yüzümde. İkisini ayrı bir seviyorum, ama büyük yürekli dostların hepsine ayrı ayrı teşekkürler.

Final Four… Sanki ’94, Tel Aviv’deki Joventut Badalona misali, tarih tekrar yazılmak üzereydi.

O gün twitter ve instagramda neredeyse Nisan ve Mayıs ayı boyunca dinlediğim Euroleague Theme Song’u olan Devotion’ı paylaşıyordum, üzerimde formamla. Biliyordum, bu takım, Obradović’in bizleri ilk gelişinde Avrupa’nın en büyüğü yapacağını söylediği ilk anlar gibi kafamda çınlamakta halen. Real Madrid’i yani bildiğimiz hakemlerin yardımı olmadan hiçbir şey yapamayan yani, 2015 F4’ün intikamını farkı da koruyarak iyi bir oyunla eziyorduk 19 Mayıs akşamı.

O gün sonrasında Queen’in ensane şarkısı We Are The Champions dinleyerek havaya girmiştim çoktan. Fakat finalde rakibimiz haklı bir şekilde Olympiacostu. Hani şu kış aylarında bize gerçekten kışı yaşatmış olan, son çeyreklerin takımı, CSKA’nın beş yıllık kabusu…

Saygı duyulası bir rakibe karşı oynayacaktık, gerçekten çirkefleşmeden oynayan bir rakipten bahsediyorum. Nikola Kalinić, Jan Vesely, Gigi Datome, Ekpe Udoh, Kostas Sloukas ve Bobby Dixon… Herkes iyi oynamıştı. Željko onları yeniden yaratmıştı adeta bu zamanlar için. Şanslarını çok iyi değerlendirdiler de, hayatlarının ikinci şansını yabana atmadan. Bunları yazarken “We Are The Champions my friend…” çığlıkları atıyorum burada.

Hatta bunları ingilizce yazmayı düşündüm birkaç saat önce. Anlatmak istediklerimi Türkçe olarak gerçekten hissederek ve duygularımı daha iyi anlatamayacağımı bilmenizi istercesine yazıyorum; sabah Calculus finalim varken dahi, Željko’nun kariyerindeki dokuzuncu şampiyonluğunun midemdeki asitlerin mukozama acı çektirmesine karşı koyarcasına.

Haydi bu şarkıyla daha derinlere dalalım isterseniz.

Sanıyorum, bunları yazmayı bitirmeden önce şu cümleyi eklemeliyim ki, “şimdi şampiyonuz arkadaşlar…”

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *