Bu Bir Varsayım: Kaldır Ellerini Klavyeden!

Posted on Posted in Öykü

Şaşırdı. Gözlerini 3 yıl boyunca üzerinden kaçırmadığı kızı gördü. Utandığının farkındaydı. Göz göze gelmek için her şeyi yapıyordu ama, kız asla bakmıyordu ona. Lisedeyken uzun bakışmaları olmuştu. Bu defa bir kereden fazla sürmedi. Aslında bir fırsatı kaçırdığını anladı. Lise’de o kadar utangaçtı ki, ondan hoşlanan kızları bile reddediyordu. Bekledi. “Elbet bakacak” dedi. Kapalı alanda tıkandığını hissetti.

“Bu kız çok değişmiş. Lise’de de tatlıydı ama, bu kadar değildi” dedi. Dışarı çıktı. Birkaç eski dostunu gördü ve selam verdi. Uzatılan sigaraya hayır diyemedi. Sıkıcı bir olayın içine girmişti. Okul muhabbetlerinden hoşlanmıyordu ama, bir süre bekledi. Attı sigarayı. Görüşürüz dercesine kafa salladı ve girdi içeri. Sıkıldığını belli etmemek için mimiklerine gülümseme efekti veriyordu. Bu birkaç dakikadan uzun sürmedi tabii ki. Birkaç saat daha dayanabilirdi ve öyle oldu.

Bir hafta geçti üzerinden. Aklında çıkmıyordu tatlı mimikleri. Konuyu açacak birini arıyordu ama, yoktu öyle biri. “Hayali varlık gibi bir şey sanki ya!” Birkaç yıl öncesini gezdirdi hafızasında. Bulmuştu. Sosyal medya’da arkadaşlık isteği yolladı.

Gece baktığında ardarda 2 bildirim vardı: ‘Ç.S arkadaşlık isteğinizi kabul etti’ ve ‘Ç.S bir fotoğrafınızı beğendi’ Gözlerine inanamadı ve çığlık attı sessiz salonda: “Bu kadar   kolay olacağını hiç sanmazdım!”

Birkaç dakika süren kararsızlığı sonrası ilk yazan o oldu. “Selam” Cevap gecikmedi: “Selam” diye devam etti. “Birkaç defa göz göze gelmiş olsak da, hatırlamıştır herhalde.” dedi içinden. Kavram karmaşası yaşadı. Sandığının aksine daha da sıkıcı sürüyordu. Kız öyle düşünüyordu en azından. Yaratıcı davranması gerektiğini düşündü, profiline göz attı. Bir şeyler bulmaya çalıştı, muhabbeti ilerletebileceği. Turgut Uyar! Konuşmanın akışına uygun,  bir şiirinden parça yolladı.

Ekledi: “Turgut Uyar sever misin?” Bu cümleyle imkansızlığın dibinde bir kuyu kazdı. Cevabın gelmediği her dakika kafayı daha da fazla duvara vurma derecesine geldi. Ten ve saç rengi eski sevgilisini hatırlatıyordu. Belki de en sevimli özelliği hırçın olmasıydı. Saniyeler geçtikçe, derinden hissediyordu.  Bu defa cevap gelmedi. Ekledi: “Saçmaladığımı varsayıyorum” Ağlamaya çalışıyordu klavye’ye, en içten samimiyetsizliğiyle…

Durumu düzeltme amaçlı eğitimden açmaya çalışıyordu konuyu. En sevmediği muhabbet. Titredi ve düşünmeye devam etti. Bir sigara yaktı ve balkona çıktı. Hava o kadar soğuktu ki, kendini iyi hissetmek için, belki de geldiğinde cevabın iyi olabileceğine dair totem yapıyordu. Sigarasının bittiğini elinin sıcaklığından anladı. Attı ve içeri girip ekranın karşısına oturdu tekrar.

Kız, o an kendi odasından bile çıkarken izin istercesine kızgın bir çıkış sergiledi: “Saçmalayanları severim ama, sen neden böyle saçma ve alaksız şey yolladın ki şimdi?” dedi ve bir daha yazmadı.

“Ne? Ne ama? Ne ama ya!!!??” Çaresiz, bitkin sayılmayacak derecedeydi. Ve bunu dudaklarındaki sahte renkteki rujundan bile anlayabilirdi. Halüsinasyonlar eşliğinde hayal gücünün derinlerindeydi. O da bir daha yazmadı. Haklıydı.

“Oynamıyorum ben ya!” dedi ve anti-depresanlar eşliğinde yeni bir sabaha uyanma umuduyla “Of ya!” dedi ve ardından: “Bir kızı cümlelerle fazla zorlarsan, kavram karmaşası içinde saç rengini turkuaz ya en anlamsız gri’ye dönüştürürsün tabii!”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *