Fil ve Fare

Posted on Posted in Öykü

“Ağlamıştım o gece. Yaşlar bir bütün olmuştu. Tıpkı tribünler gibi. Ve ben olayları hayal ettikçe, çıldırmak üzereydim. Sarpa saran hastalığımdan kurtulmuştum ve ilacın etkisi midemde narkozla bayramlaşmak üzereydi. Daha fazla halüsinasyon görüyordum. Anlayamazdı ki doktoru ve delisi. Ben gene de anlatırımdım oysa ki.”

Her zaman böyle başlar öyküler! Kötü iz bırakmış öyküler… Aynaya döndü, bir sigara yakmadı tabii. Kendine anlatmaya başladı, masmavi kaşlarına bakarak:

….

Durdu. Gülmeye başladı. Arkasını döndü ve kendince konuşmaya devam etti:

“Her gece sabaha kadar sigara ve kahve molası veriyordum. Unutmalıyım o günleri ama,  yaşananlar fiyasko’dan ibaret. Babam hep derdi: “Bir musibet, bin nasihatten iyidir.” Bir şansızlık, üslü sayılar gibi katlanıp, daha da çoğalıyor. Mutlak değerler kafamda çarpanlarına ayrılıyordu.

Hayat da öyle değil mi? Bazıları böyle doğmuştur. İntiharlar… Bunlar daha da basit ve korkakçası. İnanmasam yapardım belki de. Kaçmak gerek en iyisi, seni senden alan her şeyden.  Kader mi demeli ya da küfür mü etmeli? Şansımızı kendimiz yaratırdık hani? En iyisiydi uyumak…

Merhaba. Ne acıklı ama, di mi? Umarın hoşunuza gitmiştir…”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *