Kırmızı

Posted on Posted in Öykü

-Yûsra-

“Ben kırmızı sevmem ki.” dedi ve yüzü asıldı bir anda. Aslında kırmızı olmasına değil de, farklı bir renkte olmamasına üzülmüştü bir nevi; en sevdiğiydi ve her zaman kırmızıyla aşk yaşarcasına tutunmuştu hayata. Ölümünde bile her yerin kırmızıya bürünmesini istemiyordu. İçten bir gülümseme attı: “Ağabeyciğim, bundan daha iyisi olamazdı. Biliyorsun, şımarık biriyim ve en sevdiğim şeylerde bile surat asabiliyorum.” Abi tepki vermedi, sadece olgun bir gülümsemeyle cevap vermeye zahmet edebilmişti. “Olması gereken de bu değil mi zaten?” dedi ve ekledi: “İyi geceler dünyalar tatlısı kardeşim.”

Üstünden birkaç gün geçmişti. Sanıyordu ki tekrar bir şeyler olacak ve abisinin tekrardan mutasyona uğracayacağını hissediyormuşçasına durakladı. Başını çevirdiğinde akvaryumla karşı karşıya kalmıştı, korkuyordu balıklardan. Sanki o turuncu balıklar kendisini yiyecekti, bir köpek balığı misali. Gülümseyerek: “Elbet elveda diyeceğim dostum!” Ama bu, onların orada kalacağı anlamına da gelmiyordu.

O anda izlediği diziden bir diyalog geldi: “Sen bir dipnotsun. Bir süreliğine beni kandırdın. Yani, ben bir kalp atışı duyduğumu sandım. Ama o bir kalp atışı değildi. O bir yankıydı.”  Birkaç gün öncesinde yeni tanışmış olduğu arkadaşıyla bahsi geçen konuşmada “Ölmeliyim, Ters Mühendislik gibi Ters Dexterım olmalı, yaptığım her kötü davranışım için beni parçalarıma ayıracak olan!” * naraları atıyordu.

“Boşvermeliyim belki de, uğraşmamalıyım. Ne insanlarla, ne de eski… -lerle!” Ama planlı olmayı seviyordu ve kafasında kurmaya başladı. Yeterliydi bu kadar nefes alması, yeterliydi sabrı. Bir yerde, hakkını verip her şey için teşekkür etmeliydi hayata.

-Bartu-

Her gün absürd komedi izlemeye çalışıyor olsa da, içindeki hissiyatsızlığı bastıramıyordu bu. Aptal olma derecesine yaklaşıyordu her saniye, belki de budaladan farkı yoktu… Farklılıklardan hoşlanmasa da, hatta ayak uydurmakta zorlansa da bir farklılık istiyordu. Her defasında en sevmediği şey olan uykuya yenik düşmekten alıkoyamıyordu kendini. Sigara yakmaktan vazgeçtiği anlardan biri de denebilir. Su almaya kalktı, rahat hissetmediği kanepeden, mutfağa doğru yol aldı.

“Bismillâhirrahmânirrahîm” eşliğinde içti ve şükretti bir kez daha: “Elhamdülillah” Geçmediğini bir defa daha hissetti içinde, yangından daha kötüydü bu his. Yerinde duramıyordu aslında. Ne yapacağını bilemiyordu. Aklına bir şeyler gelmeye başlamıştı aslında. Aslında her şey daha kolay olabilirdi, müptelası olmasa da bir anti-kahraman olabilirdi, kendi ütopyasında. Onun ütopyasında…

“Aramalıyım kesinlikle. Bu gece olmalı!” dedi ve mezun olacağı okulda, ilk defa karşılaşıp geçenlerde yeni tanışmış olduğu arkadaşını sözleri* aklına geldi. Ve insanların yaptıkları her hatanın karşılığını ödemesi gerektiği… Birkaç saniye bunları düşünmesinden sonra, tereddüt etmeden arayabilmişti. Bir şeyler saçmaladı.

O ne için aradığını biliyordu tabii. Evde ve müsait olduğundan, adresi mesaj yoluyla verecekti.

BULUŞMA

Yarım saat sonra…

Basit bir karşılaşma değildi bu. Yıllardır birbirlerini hiç olmadığı kadar tanıyormuşcasına göz göze gelmişlerdi. Zor olmamıştı alışmak. Zor olmamıştı hiçbir şey… “Merhaba, içeri gelmek ister misin?” derken bile neden böyle bir şey söylediğine, kendisi bile şaşırdı. Sıradan insanların aptalca diyaloglarına girmeyi O da istemiyordu.

Ama, bir tanesini başlatmaya hazırlanmıştı. Yûsra saatin kırmızı olduğunu fark etti. İçinden geçirdi sadece: “Ben kırmızı sevmem ki.”  Bartu çoktan hazırdı ve halüsinasyon eşliğinde birkaç yüz saniye öncesini canlandırıyordu gözlerinin önünde.

“Merhaba” diyerek vermişti karşılığını! Her şey olmuş ve kahkahalar atmaya başladı. Hayatında bu kadar mutlu olmayı becerememişti belki de. İlk defa tatmanın hazzıyla serinliğe sarılmış bir şekilde derin bir sonsuzluğa daldığında Bartu: “Kırmızı’yı sever misin?”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *