Metropole Yumruk Atmak

Posted on Posted in Öykü

“Dört duvarda kendinle kal.”

“Boğuluyormusun gibi olur ya, işte öyle bir güne uyandım. Günaydın, ey güzel zamanlarda yanımda olan kalbimin karşıtı beyaz a4… Söyle bana! Kim bilirdi metropolde yaşamanın bu kadar zor olacağını ve kim söyledi böyle bir yaşamın bir gün seni bekliyor, hatta geç kaldığın bir randevuya sigara sinmiş gömleğinle ona sevgiline sarılırmışçasına… Tecrübeler… Aslında güzel şeyler; Don Draper’ın Lucky Strike eşliğinde ardı ardına sıraladığı yalanlar gibi, Matt Murdock’dan ilham alırcasına uykunda bile salvolar eşliğinde…”

Üç noktalı cümlelerle doldurduğu paragrafa devam edemedi. Gerçekten hayattan haz almamaya başlamıştı. Bu hissiyat kahr ediyordu, her gün, her saat, her dakika, her saat…

“Olmuyor! Ben hakedemiyorum gibi geliyor her defasında bu hayatı!” dedi ve bir sigara yaktı. Mutfakta dolandı biraz: “Her gün kahve olmaz be, biraz da bitki çayı falan bul—” demeye kalmadan, bulmuştu bile. Tekrar oturdu ve “Ne yazabilirim ya?” deyip doğaçlama yazmaya başladı:

“Koskoca Metropol! Kimler geçti gitti?”

“Kendine yakın hissettiğin insanoğlu… Gözlerindeki ışıktan görebildiğin, senin gibi olduğudur. Kelimeler biraz mesafeli ama, gerçekte kalplerin bir yaratılmış olduğudur, belki de üç, en fazla dört… Ama muhabbetler uzun olur; acılar ve mutluluklar gibi. Elindekiyle yetinen… En mutlu anlardaa ğlamak gibi.”

Ofladı ve bir şeyler mırıldanmaya başladı: “Gelemem büyük şehre, ağlatır kimi zaman buradaki unutkanlık mesaisi, yumruk atmak istersin ya öyle gibiyim şu an sigara! Anlıyor musun beni?” Devam edebileceğini düşündü:

“Belki de ulaşabileceği şeyler o kadar da zor değildir, ha? Olmak istediği şehirle ön sevişme mesaisinde, umursamaz ve tanrıyı bile kandırırcasına tavırlarla uykuya dalmalar…Alaycı tavırlar… Et-kemik kombinasyonuna bezenmiş Allah sevgisiyle donanmış insanoğlu…. Yaşından dolayı, abilik yapmak zorunda hisseden egolar… En tatlı yerinde bölünen uykundan geriye kalan sönük rüyalar gibi.”

Her şeyi eleştirip, en iyiyi bilen, fakat…Azim! Kaybetmekten korkmayan, her düşüşte tekrar ayağa kalkıp devam eden bir insan… En önemlisi… En önemlisiyse mütevazilikten ödün vermeyenler. Bunlar dünyanın en büyük yaratıkları. Pardon, en değerli varlıkları. İçten ama yarım kalmış kahveden kalan bir tebessüm gibi.”

Son olarak… Aslında tam olarak…

Aklıma gelen bir… Aslında şöyle alıntıdan alıntı yaparak bir soru sormak istiyorum ademoğluna:

“Bunu neden yaptığımı mı soruyorsun?
Çünkü dünya tam bir cehennem.
Ama her şeye yeni baştan başlama var.
Tabii başlangıçta biraz kayıp olacak.”

“Ne yazıyorum ya?” dercesine sustu. “Pozitif olmalıyım, bu insanlar her ne kadar anı yaşayıp bu boktan hayatlarını egoist tavırlarıyla harmanlasa da… Ben geleceği düşünüp, adımlarımın tevekküllerini etmeliyim!”

Elleri başında bir şeyler fısıldar gibi oldu ama, ne düşündüğünü bilmez gibi bekledi birkaç dakika. “Delirmek istemiyorum” dedi ve uykuya daldı. Aslında vazgeçti; beyni uyumasını emrediyordu. Her defasında korkarcasına başaramayacağını sandığını düşünüp, kulaç atmaktan çekiniyorcasına…

“Gözler kapatıldığında dünya yok olmuyor.”

“Uyumayacağım!..”

“Belki de ölmek istiyorum…”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *