Sakin Kalma Sanatı

Posted on Posted in Öykü

Fight Club darbesiyle yere çakılmış gibi oldu. Sarsıldı. Beyninin derinlerindeydi, onsuzluğun en biçimsiz hali. İliklerinde hissediyordu kahvenin can yakıcı sıcaklığını. Ayakta durmaya çalıştı. Tutunacak bir şeyler aramaya başladı; yatağa attı kendini. Odada yankılanan “Ben fotoğraflarda ölümü görüyorum. Alışığım darbe yemeye.” demesinin sebebi gelen mesajla, kafayı yercesine, ruhen sessizliğe bürünmesiydi. “Halisünasyon görüyorum sanırım” dedi ve tekrar okumaya başladı:

“Sana değer veriyorum ama, bilmiyorum. Beni sürekli engelliyorsun, ne yapacağını bilmiyorum, çocuk gibisin! Emzik vermediğim kaldı bir! Hiçbir şeyi dinlemiyorsun, sürekli ben konuşayım, ben bahsedeyim… Sanki dünyanın en kötü şeylerini yaşamış insanı senmişsin gibi davranıyorsun. Bırak bunları! Yanımda bir adam var ve onunlayken seninle konuşamıyorum. Yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Of!”

“Burada bir şeyler söylemem gerekiyordu değil mi?” derdi sürekli. Ve öyle oldu: “Pardon! Geri sarıyorum. Teşekkürler güzel insan, iyi dileklerin için.” eşliğinde bu defa gözlerini kapamayı başardı ve bir daha uyanmamak için kırmızı sıvı şeklinde öfkesini kusmaya hazırdı ama, aynı anda cevap geldi: “Bu mu yani? Peki, iyi geceler.” cevabını gördükten sonra, kahvenin de  etkisiyle The Narrator – Fight Club Karakteri – kadar canlıydı: “Verebileceğim tek cevap bu, işin bokunu çıkarıyorum yoksa, biliyorsun.

Ha, kindar olamam.” dedi ve susmadı: “Babaannem geldi aklıma. Devrim yapacağız onunla, anlayabiliyor musun?! Bak şimdi. Hayatım hep kitaplardaki gibi, aa! Film ya da yabancı dizilerdeki fragmanlar gibiydi. IMDB’de 9 üzeri puan alabilirdim belki de, ama ikinci sezonum yok…” Sessizlik sonrası, düşünmeye başladı. Neyi düşüneceğini bilmeden. Hiçbir şey yapmadan beklemek istiyordu ama, zaman kaybından başka bir şey olamazdı bu.

İlk defa başarılı olmak için hedeflediği Mühendislik Öğrenciliği Hayatı sonrasında, dünyanın en iyi yazılım şirketlerinden birinde çalışmayı düşlüyordu. Ama, şu an için ne yapacağını kendisi de bilmiyordu. Boşlukta kalmışlığın korkusu sarmıştı bedenini. Karıncalanmayan bir yuva kadar yalnız kalmıştı evrende. “İyi geceler olsun.” cevabına hazır halde bekliyordu ve oldu: “Davranışların için ayrıca teşekkürü -tekrar- borç bilirim.

Şimdi sana birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. Dinleyecek misin?” Cevabı beklemeden devam edeceğini sandı. Ama öyle olmadı. Cevap gelmedi bu defa. Kadınlar bir aşk sonrası daha büyük bir aşk yaşarlar. Kimisi yeni aşkıyla, yeni bir sabaha uyanır, kimisi de zifiri karanlıkta baykuş kadar sert bir tavırla, beyin foksiyonlarına selam verir….

Sakin tavrını korumak istiyordu, içinde fırtınalar kopsa da, aklındakileri yazamıyordu. Kendi kendine konuştuğunu anladığı anda “Ne yapıyorum ben ya?” dedi. Kahve içtiğini unuturcasına uyumaya çalışsa da, uyuyamadı. En sevmediği şeydi ağırdan almak ama, zamanla olgunlaştığını kendi de anlamıştı. Öyle de olması gerekirdi. Durdu. Birkaç saniye bekledi. İlk defa konuşuyormuşcasına heyecanlandığı insanı, kanlanmış gözleriyle, ufukta ebediyete uğurladı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *